Alerji nedir, tanısı ve tedavisi nasıl yapılır?

Alerji, genel anlamıyla aynı miktar ve koşullarda başka kişiler için zararsız olan farklı yabancı maddelere karşı, bazı kişilerin aşırı duyarlılık göstermesidir. Ev tozu akarları, polenler, küf mantarları, bakteriler, ev hayvanlarının tüy ve epitelleri, bazı gıda proteinleri, böcek zehirleri gibi maddeler, alerjinin en sık nedenleri arasında yer alırlar. Alerjinin her ne kadar genetik kaynaklı olduğu düşünülse de vücudun zayıf olduğu dönemlerde (hamilelik, hastalık gibi) çeşitli alerjenlere karşı normalde olmayan alerjik tepkiler gelişebilir. Alerjik hastalıklar, kronik hastalıklar grubunda aile hekimleri tarafından ilk sırada gösterilmektedir. Bu hastalıklar basit bir burun akıntısından öte, çocuklarda düşünme bozukluğu ve minimal beyin hasarına kadar giden farklı tablolar ile seyredebilirler. Bu yazımızda ALERJİ nedir, belirtileri, tedavisi, alerji testleri, korunma yolları ve alerji ilaçları hakkında kapsamlı bilgi bulabilirsiniz.

Alerji nedir ve neden olur

Bağışıklık sistemimiz, çevremizde bulunan ve vücu­dumuza burun, nefes yolları, bağırsaklar ve deriden giren yabancı ve zararlı maddelere karşı vücudu­muzu korumak için çeşitli reaksiyonlar verir. Bu reaksiyonlarla, bağışıklık sistemi hücreleri zararlı maddeleri ortadan kaldırır yada vücuda girmeleri­ni engeller. Alerjide ise bağışıklık sistemi normalde vücut için zararlı olmayan maddelere karşı, bundan bir miktar farklı; ancak vücut için zararlı olan aşırı bir reaksiyon verir.

Bağışıklık sistemi iki ana savunma yolu izlemektedir: humoral cevap ve hücresel cevap. Humoral ve hücresel savunma dışında, dış ortam ile direk temasta olan organların özel lokal savunma mekanizmaları mevcuttur. Sağlıklı insanlarda savunma sisteminin elemanları arasında fizyolojik ve fonksiyonel bir denge söz konusudur, fakat alerjik hastalarda bu denge bozulmuştur.

Genetik mekanizmalar tam olarak henüz açıklanamamış olmasına rağmen alerjik hastalıklar ailesel eğilim göstermektedirler. Genetik faktörlerin ve spesifik (alerjenler) veya nonspesifik (sigara kullanımı, enfeksiyonlar, egzersiz, psikolojik durum, farklı tedavi protokolleri, vs.) çevresel faktörlerin zamanla bir araya gelmesiyle hastalık oluşmaktadır.

Alerji belirtileri

“Alerji belirtileri nelerdir” sorusuna cevap alabilmek için öncelikle vücudunuzun nelere alerjisi olduğunu tam olarak bilmeniz gerekiyor. Ayrıca alerji belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebilir ve belirtilerin şiddeti değişebilir. Genel alerji belirtileri kaşıntı, hırıltılı nefes alıp verme, nefes darlığı ve vücudun çeşitli yerlerinde şişlikler olmakla birlikte bu belirtiler alerjene ve kişiye göre değişebilmektedir. Alerji belirtileri bazen yıllarca görülmez, fakat bazı alerjiler yıllar sonra geri gelebilir.

Alerjiye neden olan maddeler ve alerji nedenleri

Alerjenler doğal ortamdan veya kimyasal olarak kirletilmiş çevresel ortamdan kaynaklanabilirler. Doğal oramdan kaynaklanan alerjenlerin büyük kısmı solunumsal alerjenler grubunu oluşturmaktadır (ev tozu akarları, polenler, küf mantar elemanları, bakteriler, ev hayvanlarının tüy ve epitelleri, bazı gıda proteinleri, böcek zehirleri). Bu alerjenler genellikle yüksek molekül ağırlıklı protein yapısındadırlar. Kirletilmiş çevresel ortamdan kaynaklanan alerjenler daha küçük maddelerdir ve vücudun farklı proteinlerine bağlandıktan sonra antijenik özellik kazanırlar (metaller, ilaçlar, gıda katkı maddeleri, lateks, formaldehit, sülfür dioksit, nitrojen oksit, sanayi tozları).

Alerjik rinit tedavisi

Alerjik rinit, klinik olarak, allerjen ile temastan sonra, nazal membranların IgE aracılıklı inflamasyonu sonucu oluşan, burunun semptomatik bir hastalığıdır. Alerjik rinit genel bir halk sağlığı problemi olup, toplumun ortalama %30’unu etkilemektedir ve sıklığı gi­derek artmaktadır.Alerjik rinit erişkinlerde işe, çocuklarda okula devamsızlığın en önemli nedenlerindendir. Semptomların kontrol al­tına alınamaması yaşam kalitesinin azalmasına, okul performansının düşmesine ve sosyal aktivitelerde bozukluklara neden olmaktadır.Bu nedenle alerjik rinitin erken dönemde tanısının konulması ve tedavisinin uygulanması önem taşımaktadır.

Alerjik rinit geleneksel olarak semptomların görülme zamanına göre mevsimsel ve perennial alerjik olarak sınıflandırılmaktaydı. Son yıllarda WHO örgütü ARIA deklerasyonu ile tanı ve tedavi için standart bir yaklaşım önermiştir. Buna göre hastalık intermi­tan (semptomlar haftada 4 günden az veya 4 haftadan az) ve persistan (semptomlar haftada 4 günden fazla veya 4 haftadan fazla) olarak sınıflandırılmaktadır. Hastalığın şiddeti de hafif (uykuyu ve günlük aktiviteyi bozmayan semptomlar) ve orta/ağır (uykuyu ve günlük aktiviteyi bozan semptomlar) olarak değerlendirilmektedir. Yeni tedavi planları bu sınıflamaya göre yeniden düzen­lenmiştir.

Alerjik rinitte semptomlar hafif olsa bile olası komplikasyonları önlemek için hastalığın tedavisi erken dönemde yapılmalıdır. Alerjik rinit tedavisinde;

  • Alerjenlerin dikkatlice ortadan kaldırılması (hayvanlar, evdeki toz) sadece semptomlara sebep oluyorsa gereklidir. Bugünkü görüşe göre, sadece önlem amacıyla doğal ortamdaki alerjenlerden kaçınmaya gerek yoktur..
  • Farmakoterapi, farklı farmasötik gruplardan semptoma göre ayrı uygulanan ilaçların bir kombinasyonunu içermelidir.
  • Alerjik rinitte antihistaminler aksırma ve mukoz oluşumunu kontrolünde en etkili ilaçlardır. Daha az yan etkisi olan yeni antihistaminlerden faydalanılmalıdır.
  • Antihistaminler ayrıca nazal sprey olarak da mevcuttur.
  • Kombinasyon ürünlerin (antihistamin + sempatomimetik) nazal tıkanıklık üzerinde oldukça olumlu etkileri vardır. Sürekli olarak 10 günden fazla kullanılmamalıdır.
  • Nazal kortikosteroidler alerjik rinitin tüm semptomlarına karşı etkilidir ve ayrıca nazal poliplerin büyümesi üzerinde önemli bir etkisi olan yegane ilaçlardır. Daha düşük sistemik biyo-yararlanımları olduğundan özellikle çocuklar için daha yeni ilaçlar (mometazon, flutikazon propiyonat ya da furoat) reçete edilmelidir.
  • Kromoglikat rinitin tüm semptomları üzerinde bir miktar etki gösterir ama etkinliği kortikosteroidlerden açıkça daha azdır.
  • Lökotrien reseptör antagonistleri, alerjik rinitin semptomlarını rahatlatır.
  • Duyarsızlaşma tedavisi (hiposensitizasyon, alerjen immünoterapi,) esas olarak polen kaynaklı rinit durumunda düşünülür . Duyarsızlaşma tedavisi uzman bir doktor tarafından reçete edilir ama yetişkinlerde tedavi genelde uzman birim ile irtibat halindeki bir genel pratisyen tarafından gerçekleştirilir.
  • Alerjik rinit ile ilişkili diğer semptomların yönetimi:
    • konjunktival semptomlar için göz damlası (mast hücre sabitleyicileri, antihistaminler)
    • eğer antihistamin kullanımı ya da nazal kortikosteroidler kuruluğa ya da iritasyona sebep olmuşsa, mukoz membranları nemlendirmek ve iyileştirmek için nazal spreyler ve solüsyonlar (su ya da yağ bazlı)
    • nazal kortikosteroidler ile tedavi başlamadan önce nazal tıkanıklıkta bir rahatlama gerekiyorsa, sempatomimetik ilaç içeren spreyler kısa süreli kullanılabilir (7-10 günden fazla olmamak kaydıyla).

Alerji ilaçları ve ilaç tedavisi

Dekonjensan ilaçlar: Adrenerjik reseptörleri etkileyerek vazokonstrüksiyon yaparak etki gösterirler.Topikal sprey veya oral formda kullanılabilir.

Topikal spreyler:

  • Burun tıkanıklığını tedavi etmekte oldukça etkindirler
  • Doktorun önerisine göre kullanım süreleri 3-10 güne sınırlıdır.
  • 10 günden fazla kulanımda, rinitis medikomentoza ve taşiflaksi gibi istenmeyen yan etkiler oluşabilir

 Oral tabletler

  • Spreylerden daha az etkilidirler: “rhinitis medicamentosa” yapmazlar
  • Bir oral antihistaminikle kombine edildiğinde daha etkindir.
  • Bir yaşından küçük çocuklarda, gebelik, hipertansiyon, kardiyopati, prostatizm, ve glokom varlığında kullanımı pek tercih edilmez

Kromonlar: Etki mekanizmaları tam olarak bilinmemekle beraber mast hücre duvarına bağlanarak ve/veya IgE bağlandıktan son­raki hücre içi basamaklarda etki yaptıkları düşünülmektedir. Disodyum kromoglikat (DSCG) ve nedokromil bu grupta kullanılan ilaç­lardır.

  • Antihistaminiklerden daha az etkilidirler
  • Sık uygulama gerektirirler : DSCG dört kez/gün, nedokromil iki kez/gün
  • Çocuklarda ve gebelerde kullanımları çok güvenlidir.

Topikal anti-kolinerjikler (Ipratropium bromid)

  • Sero-müsinöz bezlerin muskarinik reseptörlerini bloke ederek etki gösterirler.
  • Sulu burun akıntısını kontrol etmede etkilidir, ancak hapşırık veya tıkanıklığa etkisi yoktur.
  • Burunda kuruluk, irritasyon ve yanma hissi gibi istenmeyen yan etkileri oluşabilir.
  • Sistemik yan etkileri çok azdır.

Antihistaminikler: Alerjik rinit tedavisinde seçilecek ilk ilaçlardır.Postkapiller venüllerin endotel hücrelerinde H-1 reseptör aktivitesini inhibe ederler. Alerjik rinit semptomlarından kaşıntı,aksırık ve sulu akıntıyı etkilerler, nazal obstrüksiyon üzerine etkileri yok­tur. Antihistaminikler genel olarak antiinflamatuar ilaç olarak kabul edilmemektedirler, ancak son yıllarda özellikle 3.kuşak antihistaminiklerin antiinflamatuar etkilerinden söz edilmektedir. Antihistaminikler akut alerjik reaksiyonlarda etkilidir. Intermitan veya hafif persistan alerjik rinitin tedavisinde ilk seçilecek ilaçlardır. Birinci kuşak antihistaminikler (Klorfeniramin, difenhidramin, prometazin, tripolidin) sedatif ve antikolinerjik etkileri nedeni ile pek önerilmemektedir. Yeni jenerasyon antihistaminiklerin (Akrivastin, azelastin, setirizin, desloratadin, ebastin, epinastin, feksofenadin, ketotifen, levosetirizin, loratadin, mizolastin) etki süreleri uzundur ve sedatif yan etkileri azdır.Etkileri çabuk başlar (15 dakika) ve 24 saat devam eder (3,4). Gerektikçe sürekli kullanılabilirler ve güvenilirlik pro­filleri oldukça iyidir.

Nazal kortikosteroidler: En güçlü antiinflamatuar ajanlardır. Nazal mukozadaki hücre infiltrasyonunu ve inflamatuar mediyatörlerin salınımını azaltırlar. Obstrüksiyon dahil tüm nazal semptomların tedavisinde etkilidirler. Günde bir veya 2 kez kullanılırlar, tüm nazal semptomlara antihistaminiklerden daha üstün etkinlik gösterirler. Semptomlar başlamadan önce kullanıldığında nazal uyarı ve bulguları baskılanmasını sağlarlar. Orta—ağır persistan alerjik rinitin farmakoterapisinde ilk seçilecek ilaçlardır. Minimal nazal kuruluk, minör epistaksis ve nadiren de septal deviasyon gibi yan etkiler görülebilir. Hipotalamik pituiter aksı etkilemezler.

Sistemik kortikosteroidler: Alerjik rinit tedavisinde en son basamakta kullanılan ilaçlardır. Ağır dirençli semptomlar için kısasüreli (< 5 gün) önerilebilirler.Eğer bir başka seçenek yoksa, çocuklarda ve gebelerde çok dikkatli kullanılmaları gerekir

Antilökotrien ilaçlar: Tek başlarına kullanıldıklarında inhale kortikosteroidlerden ve antihistaminiklerden daha az etkilidirler. Antihistaminiklerle birlikte “additive” etkisi olabilir. Özellikle aspirine bağlı rinit ve astımda etkindir.

Alerji tedavisinde spesifik immunoterapi

Alerjik rinit tedavisinde etkili olduğu bilinen tedavi yöntemlerinden biridir. Birçok allerjenle yapılabilir ancak Avrupa’da genellikle iki allerjene sınırlandırılmıştır. Risk-yarar oranı tüm olgularda düşünülmelidir. Seçilmiş hastalarda etkinliği oldukça yüksektir. Alerjik rinit için yapılan enjeksiyon immunoterapi, alerjik astımın gelişmesini de önleyebilir. Standardize terapötik aşılar tercih edilir. Subkutan immunoterapi, hastalığın doğal seyrini değiştirir. Eğitilmiş personel tarafından uygulanmalıdır ve hastalar enjeksiyon sonrasında monitorize edilmelidir. Kontrollü çalışmalarda, yüksek—doz sublingual “swallow” immunoterapinin enjeksiyon allerjen immunoterapisine bir alternatif olabileceği “hafif intermitan alerjik hastalıklar” için gösterilmiştir.

Alerjik rinit tedavisinde gelecek tedaviler

Anti IgE (Omalizumab): Serbest IgE düzeylerini düşürür ve bazofil üzerindeki IgE reseptörlerinin ekspresyonunu azaltır. Allerjen ile bronş provokasyonunu takiben geç alerjik reaksiyonu inhibe eder. Yapılan ilk çalışmalar, omalizumab’ın intermitan ve persistan aler­jik rinitde nazal ve oftalmik semptomlara etkili olduğunu göstermiştir.

Farklı alerjik rinit tiplerinde ilaç tedavisi

Mevsimsel rinit (intermitent semptomlar)

  • Polen sayımı düşük olduğu sürece antihistaminikler tek başına yeterli olabilir. Polen alerjide, ihtiyaç duyulduğu takdirde topikal tedaviye (nazal kortikosteroidler) ek ilaç olarak antihistaminikler kullanılabilir. Oral uygulanan antihistaminikler yerine doğrudan burun ya da konjunktivaya uygulanan antihistaminikler kullanılabilir.
  • Eğer tedaviye semptomların başlangıcından önce başlanmışsa nazal kortikosteroidler nazal tıkanıklığa karşı en etkili olanlardır. Düzenli tedavi mevsim süresince devam etmelidir. Hasta maruziyete (polen sayımı) ve semptomlara bağlı olarak dozu kendisi ayarlayabilir.
  • Kormoglikata da ayrıca polen mevsimi ve semptomlar başlamadan önce başlanır. Mast hücre sabitleyici göz damlaları (kromoglikat, lodoksamid) ayrıca mevcuttur. Tedavi mevsim boyunca devam etmelidir.
  • Lökotrien reseptör antagonistlerin etkisi antihistaminin etkilerine benzer. Bunlar astım için ilave ilaç olarak kullanılırlar ve bu sebepten dolayı alerjik riniti olan astım hastaları için faydalıdırlar.

Pereniyal rinit (sürekli semptomlar)

  • Nazal kortikosteroidler genelde tercih edilen ilaçlardır ve hem aralıklı hem de devamlı olarak kullanılabilirler (örneğin nazal polipleri olan hastalar). Başlangıç dozu genelde her nostril içine günlük (geceleri) iki spreydir. Genelde dozu düşürmek mümkündür, böylece optimal bir durumda devam dozu her nostril içine iki günde bir spreydir. Ayrıca, birkaç hafta devam eden tedaviden sonra eşit sürelerde ara verilecek şekilde periyodik tedavi de uygulanabilir.
  • Antihistaminler aksırma ve aşırı mukoz salgılamasını kontrol amacıyla kullanılabilir. Antihistaminler ayrıca hafif nazal tıkanıklık durumlarında sempatomimetik ilaçlarla birlikte kullanılabilir.
  • Pereniyal rinitte alerji semptomlarının başlamasını engellemek amacıyla kısa süreli olarak kromoglit kullanılabilir, örneğin hayvanlarla beklenen bir temas öncesinde.
  • Lökotrien reseptör antagonistler de ayrıca astım ile ilişkili pereniyal rinit vakalarında uygundur.

NARES (eozinofili sendromlu alerjik olmayan rinit)

  • Farmakoterapi antihisteminler ve topikal kortikosteroidlerden oluşur (pratikte ilaç tedavisi alerjik rinitte kullanılanlarla aynıdır).

Vazomotor rinit

  • Vazomotor rinitte, aşırı mukoz salgılanışı en iyi ipratropium nazal sprey ile tedavi edilir. Yaşlı hastalar tedavi edilirken antikolinerjik ilaca kontraendikasyonlar hatırlanmalıdır. Antihistamin ve sempatomimetik ilaçları barındıran kombine ilaçlar da ayrıca faydalı olabilir.

Alerjik rinitte alerjenlerden korunma

Bütün alerjik hastalıklarda olduğu gibi allerjenden korunma ilk basamakta yer alır. Allerjenden korunma hastalığın ağırlığının azal­masına ve ilaç kullanımının azalmasına yardımcı olur. Ev tozu akarları, polenler, mantar sporları en önemli allerjenlerdir.

  1. Ev tozu akarlarına yönelik:
  • Nemi azaltmak için yeterli havalandırma sağlanmalı
  • Yatak çarşafı, nevresim vb düzenli olarak 60°C’de yıkanmalı.
  • Yastık, battaniye vb allerjen geçirgen olmayan kılıflar içinde kullanılmalı.
  • Mümkünse HEPA filtreli vakum temizleyiciler kullanılmalı
  • Yatak odasında tüylü ve yünlü oyuncak vs olmamalı
  • Halı yerine yerleri parke veya vinilex ile döşenmeli
  • Kalın perde, tüylü oyuncaklar ve hayvanları yatak odasından uzaklaştırılmalıdır.
  1. Polenlerden korunmak herzaman kolay değildir
  • Polenin pik yaptığı zamanlarda pencereleri kapalı tutarak kapalı yerde kalınmalıdır
  • Güneş gözlüğü kullanılmalıdır
  • Mümkünse, klima kullanılmalıdır
  • Mümkünse arabaya polen filtresi taktırılmalıdır
  1. Mantarlar
  • Evleri kuru tutulmalıdır.
  • Mantarları banyolardan ve diğer ıslak yüzeylerden temizlemek için amonyak kullanılabilir
  1. Hamamböceği
  • Hamamböceği için uygun ilaçlama yapılmalıdır.
  • Rutubeti ve ıslaklık önlenmelidir, ortalıkta besin artıkları ve yiyecekler bırakılmamalı; allerjenden temizlemek için yüzeyler ve yerler iyice yıkanmalıdır.

Alerjik hastalıklar kimlerde daha sık görülür?

Alerjik reaksiyon, yaş, cinsiyet, ırk veya sosyoekonomik statü farkı gözetmeksizin herkeste görülebilir. Genel olarak, alerjiler çocukluk çağında daha sık görülmekle birlikte ilk başlangıç her yaşta olabilir. Aynı zamanda tedaviden seneler sonra bile hastalık tekrar meydana gelebilir. Alerjik hastalıkların, genel olarak farklı yaş gruplarında farklı semptomlar ile seyrettikleri tespit edilmiştir ve bu Alerji Gidişatı (“Allergy March”) olarak nitelendirilir

Alerji nedenleri (Detaylı)

Polenler
Polenler, gözle görülmeyen ~ 0.05 mm boyutlarında, farklı şekillerde ince tanecikler oluşturan bitkilerin erkek tohumlarıdır. Polen tanecikleri birçok alerjik protein içerir.

Polen alerjisine yol açan başlıca üç bitki ailesi vardır: çayır otları (Mayıs- Temmuz), ağaçlar (Ocak- Mayıs) ve yabani otlar (Temmuz- Ekim). Polenlerin alerji oluşturma potansiyelleri, bu polenleri çevrelerine saçan bitkilerin az veya çok yoğun olmalarına ve bu bitkilerin az veya bol polen üretmelerine bağlıdır. “Polinoz” olayında bitkilerin içerdiği polenler rol oynamaktadır. Aynı cins bitkinin iki farklı türünde değişik proteinler bulunabileceğinden farklı aleni oluşturma potansiyellerine sahip olabilirler.

Türkiye’de yapılan geniş çaplı araştırmalar neticesinde polen alerjenleri arasında en sık çayır otlarının alerjiye neden olduğu tespit edilmiştir. Bunların en önemlileri, alerjik potansiyeli ve yıl süresinde bitki ve polen yaygınlığını göz önünde bulundurarak, erken açanlar (parmak otu, çayır otu, delice otu, parmak otu, fleol, Festuca elatior, büyük ayrık otu) ve geç açanlar (kokulu yonca, arpa, buğday, çavdar, mısır, mercimek) olarak gruplandırılabilir.

Ağaç polenleri alerji nedeni olarak Türk toplumunda ikinci sırada yer almaktadır. Alerjik özellikler ve bitki yaygınlığı ve polen üretimine göre bu grupta en önemli ağaçlar: Akçaağaç, meşe, gürgen, çınar, kızılağaç, zeytin, kestane, çam, kavak, fındık, söğüt, sedir olarak sıralanabilir. Genel olarak dünyada bakıldığında polen alerjisi olan hastaların %90’ı huş ağacına alerjik oldukları farklı çalışmalarda gösterilmiştir. En sık alerjik reaksiyonlara sebep olan yabani otlar arasında dar yapraklı sinir otu, misk otu, yapışkan çam otu, sarmaşık, pelin, kaz ayağı otu, şeker kamışı ve devedikeni sıralanabilir.

Yakınmalar sadece yılın belli zamanlarında olur ve diğer zamanlarda kişi tamamen sağlıklıdır. Alerjik hastalar, hava polen konsantrasyonu 10- 20 tanecik düzeyini geçtikten sonra belirti gösterirler. Genellikle alerjik rinit, konjonktivit, astım veya akut ürtiker tabloları meydana gelir.

Polen alerjisi Türkiye’de tüm dünyada olduğu gibi çok büyük önem taşıdığı için ülkelerin farklı yörelerinin bitki örtüsünü, alerjen bitki dağılımını ve yoğunluğunu saptadıktan sonra

polen analizleri yapılarak o yöre için yıllık, aylık ve mevsimsel polen takvimlerioluşturulmuştur. Bazı ülkelerde hava durumu raporu ile birlikte o günün polen takvimi de rapor edilir.

Ev Tozları
Ev tozlarının miktarı evin yerine, bulunduğu yerin iklimine, deniz seviyesinden yüksekliğine göre, evden eve veya odadan odaya göre büyük oranda değişkenlik gösterir. Ev tozları bir alerjen deposudur, içinde alerjiye sebep olan etken akar (mite) denilen ev tozu böceği solunumsal alerjenler arasında polenlerden sonra en sık aleni etkenidir.

Akarlar küçük, ~0.3 mm uzunluğunda, gözle görülmeyen, örümcek benzeri canlılardır. Solunum yolu alenilerine neden olan iki önemli akar türü vardır: Dermatophagoides pteronyssinus (di) ve Dermatophagoides farinae (d2). Akarlar insanların deri döküntüleri ile beslenirler ve başlıca yatak içinde (yastık, yatak, yorgan) yaşarlar. Bu bölgelerden alınan 1gr tozda 2000-15000 arası akar bulunur. Ev tozu akarlarına karşı oluşan alerjik hastalıklar genellikle astım ve rinit, nadiren konjonktivit şeklindedir. Yakınmalar özellikle uykudan uyanınca başlar, yıl boyu sürer ancak sonbahar ve kışın kötüleşme gösterebilir.

Hayvan Proteinleri ve Tüyleri
Hayvanların deri döküntüleri ve tüyleri aleniye sebep olmaktadır. Genellikle evcil hayvan besleyenlerde veya hayvancılıkla uğraşan insanlarda görülür. Daha çok hava yolları ile vücuda alındıkları için solunum yolu bulgularına neden olurlar. Evcil hayvanlar arasında ülkemizde en sık kedi daha sonra köpek, at, sığır, koyun kepeği ve tüyü sayılabilir. Ayrıca kümes ve kafes kuşlarının tüyleri de sıklıkla alerji sebebidir (tavuk, ördek, kaz, hindi, muhabbet kuşu, kanarya, papağan).

Küf Mantarları
Küf mantarları farklı renklerde olup, ev dışında (çürüyen bitkiler üzerinde, havada) veya ev içinde (evin güneş görmeyen nemli yerlerinde) bulunurlar. Gözle görülmeyen, alerjik etki yaratan sporlar üretirler. Polenler gibi atmosferdeki spor sayısı hava koşullarına bağlıdır. Havanın sıcak ve nemli olduğu zamanlarda (yazın sonu ve erken sonbahar) alerjik bulgulara neden olurlar. Küf alerjenleri hava yolları ile alınabilecekleri gibi bazı gıdalarla birlikte de alınabilirler (paslanmış peynir, mantar, kurutulmuş meyveler, maya içeren gıdalar, soya sosu, sirke). Türkiye’de yapılan bir araştırmada, astımı olan hastaların yarısından fazlasında küf mantarları ve ev tozuna duyarlı oldukları bildirilmiştir.

Haşereler ve Haşere Zehirleri
Türkiye’de solunumsal alerjenler arasında haşereleri özellikle de hamamböceğini saymak yerindedir (~ %1.7’sini oluşturur). Çok daha az sıklıkla güve, sivri sinek, tahta kurusu, at sineği ve karınca sayılabilir.

En sık karşılaşılan böcek alerjisi arı sokması nedeni ile olanlardır. Arı alerjisi toplumda sık görülen, önlenebilen, fakat bazen de ölümcül sonuçları nedeni ile dikkatleri üzerine çeken alerjik bir tablodur. Ülkemizde yapılan çalışmalara göre arı alerjisi % 2-3 olarak görülmektedir. En sık alerji sebebi olan arı türleri bal arısı, sarı arı ve eşek arılarıdır.

Son çalışmalar, alerjik duyarlaşmanın tüm erişkin popülasyonun %20’den fazlasında görüldüğünü ve arı sokmasını takip eden üç ayda erişkinlerin %30’undan fazlasında arı zehirine karşı spesifik IgE bulunduğu saptanmıştır. Serum spesifik IgE düzeyleri, arı sokmasından sonra yükselerek iki- üç haftada pik yapmakta, yeniden sokma olmaz ise giderek azalmakta ve altı ay sonra kaybolmaktadır. Serum spesifik IgG’lerin yüksek bulunması koruyuculuğun olduğunu göstermektedir.

Alerjiye neden olan gıdalar

Gıda alerjisine 3 yaşın altındaki çocuklarda %8, erişkinlerde %2 sıklığında rastlanır. Gıdaların alerjik fraksiyonları genellikle ısıya dayanıklı, suda çözülebilen, 10-70 kDa ağırlığında glikoproteinlerdir. Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi tarafından gıda yada gıda katkı maddeleri ile oluşan reaksiyonlar, mekanizmalarına bağlı olarak, iki gruba ayrılmıştır:

  1. Toksik reaksiyonlar (gıda zehirlenmesi): toksik gıdanın yeterli alımı ile oluşur (patateste bulunan glikoalkaloitler, baklagillerde bulunan siyanojenik glikozitler).
  2. Nontoksik reaksiyonlar: aleni ve aşırı duyarlılık (gerçek alerji, gıdalara karşı oluşan reaksiyonların ~ %20’sini oluşturur) gibi bağışıklıksistem aracılığı ile veya intolerans (enzim eksikliği, gıdalarda bulunan kimyasal maddeler, koruyucular ve renklendiriciler) gibi bağışıklık sistem aracılı olmayan mekanizmalar ile oluşur.

Birkaç ülkede yapılmış çalışmalarda 1 yaşına kadar olan çocukların %2.5’inde inek sütü alerjisi saptanmıştır ve bunların %60’ı IgE aracılıdır. Süt alenisi olan vakaların %35’i diğer bazı gıdalara da alerjik reaksiyon gösterirler. İngiltere ve ABD’de yumurta alenisi sıklığı %1.3, yer fıstığı %0.5, gıda katkı maddeleri<%1 olaraksaptanmıştır. Erişkinlerde gıda alerjisi sıklığı çalışmaları daha azdır ve Amerika’da özellikle yer fıstığı ve fındık alerjisinin %1.3 olduğu, İngiltere’de genel erişkin aleni sıklığının %1.4-1.8 olduğu saptanmıştır.

Gıda ile oluşan alerjiler en sık olarak deri (balık, kabuklu deniz ürünleri, fıstık, fındık, yumurta, süt), daha az sıklıkla sindirim (süt, soya, yumurta, pirinç, yulaf, fıstık, fındık, tavuk, hindi, balık, karides, ıstakoz) ve solunum (balık, kabuklu deniz ürünleri, yumurta, nohut) sistem bulguları ile ortaya çıkabilir. Diyette yüzlerce gıda olmasına rağmen bunlardan sadece birkaçı majör alerjiye neden olmaktadır. Çocuklarda süt, yumurta, yerfıstığı, soya ve buğday aşırı duyarlılık reaksiyonlarının ~ %90’ından sorumludur. Erişkinlerde ise yerfıstığı, balık, kabuklu deniz mahsulleri bu reaksiyonların %85’ini oluşturur. Son zamanlarda özellikle kivi, kavun, susam ve haşhaş dikkati çekmektedir. Yakın dönemlerde “Oral Alerji Sendromu” adı ile yeni bir hastalık tarif edilmiştir. Huş ağacı, pelin otu ve nezle otu alerjisi olanlarda görülür. Bulgular çoğunlukla kavun, karpuz veya muz (daha az sıklıkla patates, havuç, kereviz, ceviz ve kivi) alımı sonrası ortaya çıkar. Bunun nedeni benzer protein yapısına sahip birçok alerjen arasında çapraz reaksiyon meydana gelmesidir. Aynı şekilde baharat aleni sıklığı oldukça düşük olmasına rağmen bazı polen ve sebzeler ile çapraz reaksiyonlar vererek alerjik bulgulara neden olabilirler (daha sıklıkla kimyon, kırmızı toz biber ve karabiber).

Alerjiye neden olan ilaçlar

Hastalıkların tanı ve tedavisi için geliştirilen ilaçlarla birlikte ilaç alerjisi görülme sıklığında da artış gözlenmeye başlamıştır. İlaçların çoğu kendi başına olmayıp vücuda girdiğinde proteinlerle birleşip alerjik etkinlik kazanmaktadırlar. Bunun dışında birçok ilaçta kullanılan boya ve koruyucu maddeler de alerjik reaksiyondan sorumlu olabilir. İlaç alenileri sık rastlanan bir olgu değildir. İlaç alenisi söz konusu olabilmesi için kişinin daha önce mutlaka ilaçla karşılaşmış olması gerekmektedir. İlaç alerjisi durumunda klasik alerjik reaksiyonlar görülebileceği gibi (ateş, ürtiker, dermatit, anafilaksi) daha spesifik reaksiyonlar da görülebilir (kan hücre yıkımı, böbrek, damar ve karaciğer iltihabı, safra kanallarının tıkanması, romatizma benzeri tablo, ışık alerjisi).

Antibiyotikler ilaç alenilerinin %45’inden sorumludur. Bunlardan en sık Penisilin alerjiye neden olmakta ve genellikle deri döküntüleri ile ortaya çıkmakla birlikte daha ciddi anafilaktik tablo ile de seyredebilmektedir. Her 100 penisilin enjeksiyonundan yaklaşık ikisinde ilaca bağlı alerji oluşmaktadır. Penisilin alerjisinde yapısal olarak benzerlik gösteren farklı antibiyotiklerle (Amoksisilin) çapraz reaksiyon oluşabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca son zamanlarda, anestetik maddeler, radyolojik tanıda kullanılan kontrast maddeler, romatizma ilaçları ve insulin gibi bazı hormonlar da giderek artan sıklıkla alerjik durumlara neden olmaktadır. Aspirinin sık olarak astım ataklarını indüklediği ve alerjik durumlarla ilişkilendirilse de gerçek bir alerjik ajan olmadığı bildirilmektedir.

İlaca bağlı oluşan alerjinin belirtileri

Anaflaksi: İlaç alımı sonrası görülebilecek en tehlikeli tepki türüdür, ilaç alımını takiben dakikalar içinde ortaya çıkabilir. Tansiyon düşüklüğü, vücutta kızarma ve kabarmalar (ürtiker/anjio ödem), boğazda tıkanıklıkhissi (larinks ödemi), bilinç kaybı, nefes darlığı ve diğer bazı belirti ve bulguların en az ikisinin bir aradaolduğu bir klinik bulgu topluluğudur. Hemen tedavi edilmezse yaşamı tehdit edici özelliği vardır.

İlaç ateşi: Beraberinde ciltte döküntüler de olabilir. İlaç kesildikten 48-72 saat sonra ateşin düşmesi ile diğer ateş nedenlerinden uzaklaşılır.

Vaskülit: Ciltte özellikle bacaklarda ve kalça bölgesinde döküntüler ile beraberinde ateş, kas ağrısı, eklem ağrısı ve halsizlik olur.

Serum hastalığı: İlaç alımını takiben 6 ile 21 gün sonra görülür. Ateş, halsizlik, ciltte döküntüler, eklem ağrısı ve lenf bez­lerinde büyüme olur.

Mesleki alerjenler

İki yüz’den fazla mesleki alerjen tespit edilmesine rağmen bunların oldukça büyük bir oranını lateks alerjisi oluşturmaktadır. Lateks, Hevea braziliensis isimli kauçuk ağıcının sütlü özsuyudur. Günümüzde birçok üründe lateks kullanılmaktadır: tıbbi ürünler (eldivenler, kateterler, kan almada kullanılan bantlar), elbiseler (iç çamaşırları, naylon çoraplar, korseler), lastik oyuncaklar, emzik, şişe kapakları, spor malzemeleri, otomobil lastikleri, doğum kontrol araçları (kondom, diyafram). Lateks alerjisi genellikle kontak dermatite sebep olmaktadır. Avokado, kivi ve muz gibi bazı gıdalarla çapraz reaksiyon görülebilir. Negatif deri testi ve serum spesifik IgE testi %100 özgüllük ile lateks alenisini ekarte eder. Tanı konulduktan sonra en iyi korunma yolu bu maddeyi içeren ürünleri kullanmamaktır.

En çok görülen alerji çeşitleri nelerdir

Allerjiyi başlatan mekanizmalar genellikle aynı ol­makla birlikte, etkilenen organa göre değişen kli­nik bulgular ortaya çıkar. Alerjik hastalıklar ortaya çıkan bulgu ile etkilenen doku ve organ sistemine göre adlandırılır.

Alerjik rinit alerjik nezle

Rinit, burun iç kısmını döşeyen ve mukoza adı veri­len dokunun inflamasyonudur (iltihabı reaksiyonu). Rinitlerin yaklaşık yarısı allerjiye bağlıdır. Rinit sık görülen bir hastalıktır. Toplumun ortalama %10 ‘unda allerjik rinit vardır. Bu oran diğer allerjik has­talıklarda olduğu gibi her geçen yıl artmaktadır.

Alerjik Rinit Belirtileri

Hastada burun akıntısı, hapşırma, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, koku almada azalma, konjunktivitin yanı sıra yorgunluk, algılama güçlüğü, uyku bo­zukluğu gibi dolaylı rinit belirtilerine de rastlanır.

Mevsimsel alerjik rinit- saman nezlesi

Ağaç poleni, çayır poleni ve yabani ot polenlerine karşı allerji gelişme­si sonucunda ortaya çıkar. Şikayetler bu allerjenlerin atmosfer­de yoğun olduğu dö­nemlerde belirgindir. Hastalığın yıl içindeki süresi, yaşanılan coğrafi bölge ve iklim ile yakından ilişkilidir.

Sürekli alerjik rinit

Allerjenlere temasın yıl boyu devam ettiği ve şika­yetlerin genellikle tüm yıla yayıldığı allerjik rinit şek­lidir. Neden olan allerjenler ev tozu akarları (mite), hamamböcekleri, ev hayvanı allerjenleri (kedi, kö­pek, hamster gibi), ve mantar sporlarıdır (küf).

Mesleki alerjik rinit

Çalışma ortamındaki allerjenlere yada irritan (tahriş edici) maddelere bağlıdır. Hapşırma, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi allerjik rinit bulguları çalış­ma ortamına girdikten sonra ortaya çıkar.

Alerjik konjunktivit

Gözün ön kısmını ve göz kapaklarının iç kısmını ör­ten zar tabakasının alerjisidir. Gözlerde kızarıklık, yanma, batma, şişlik ve gözyaşı salgısının artması gibi şikayetlere neden olur. Mevsimsel allerjik rinitlerle birlikte sık görülmekle birlikte, diğer rinit türle­rinde de konjunktivit olabilir.

Astım (Bronşiyal astma)

Astım, havayollarının (Bronşların) kronik inflamasyonu ile seyreden, nefes darlığı, hırıltılı solunum ve öksürükle karakterize bir hastalıktır.

Alerjik astım belirtileri nelerdir ve nasıl oluşur?

Astımda havayolları her türlü uyarana karşı (alerjenler, enfeksiyonlar, kokular, sigara dumanı vb.) hassas hale gelir. Uyaranlar havayollarını saran kasların kasılmasına, salgı bezlerinin aşırı salgı yap­masına ve sonuçta da havayollarının daralmasına neden olur. Bu olaylar sonucunda astımın klinik be­lirtileri ortaya çıkar.

Astım nedeniyle daralmış olan havayollarından ge­çen hava miktarı azalır. Bu sebepten dolayı akciğer­lere yetersiz hava gider ve hasta nefes darlığı hisse­der. Daralmış havayollarından güçlükle geçen hava hışırtıya (vizing) ve hırıltılı solunuma neden olur. Aynı zamanda salgı bezlerinin de salgısı artmıştır ve bunlar da havayollarını tıkarlar. Bu da öksürük ve balgam çıkartma şikâyetlerine neden olmaktadır.

Alerji testleri ve alerji nasıl tespit edilir

En önemli adım gerçek alerjiyi, alerji gibi semptom veren durumlardan (intolerans, gıda zehirlenmesi, ilaç yan etkileri, v.s.) ayırt etmektir. Bu yüzden ayrıntılı kişisel ve ailesel klinik hikaye, doğru ve güvenilir alerji tanısı için en kritik aşamadır.

Hastanın hangi alerjene, ne kadar süre ile maruz kaldığı, maddenin alerjik potansiyelinin bilinmesi ve uygun spesifik test seçiminin yapılması çok önemlidir. Alerji testleri, hikayenin yanında önemli destekleyici tanı araçları olarak kullanılmalıdır.

Klinik Muayene; Klinik muayene ağırlıklı olarak göz, kulak, burun, sinüsler, boğaz, akciğerler, deri ve gastrointestinal sistemlere bakılır.

Alerji tanısı ve testleri

Alerji deri testleri

A- PRICK Testi; Alerji testleri arasında sık kullanılan, ucuz ve spesifik olmasından dolayı yüksek tanısal değere sahiptir. Genellikle ön kolun iç yüzüne ince iğne ucu ile derinin sadece üst tabakasında küçük bir delik yapılır ve spesifik alerjen ekstresi içeren bir damla damlatılır. 15- 20 dk. sonra pozitif ve negatif kontrollerle kıyaslanarak ciltte oluşan kızarıklık ve kabarıklık seviyeleri ölçülür.

-Solunumsal ve gıda alerjenlerinin taramasında kullanılır (hasta spesifik alerjen ile mutlaka daha önce karşılaşmış olması gerekir).

-Gıda alerjisi tanısında eğer taze gıda ekstresi kullanılmıyorsa PRICK testin duyarlılığı oldukça düşük olduğu bildirilmiştir (özellikle yumurta, süt ve fıstık alerjisi tanılarında taze ekstre kullanılmalıdır).

B- İntradermal Test: Alerji semptomları olan ve PRICK testi negatif olan hastalarda uygulanabilir. PRICK testine göre hassasiyeti daha yüksek olmasına rağmen invazif ve riskli bir testtir.

Deri testlerinin genel olarak daha duyarlı ve özgül olmalarına rağmen bazı dezavantajları vardır:

  • İnvazif testlerdir.
  • Şüphelenilen her alerjen için ayrı uygulama gerekir.
  • Bazı fizyolojik durumlarda testlerin uygulanması ve değerlendirilmesi zordur (bağışıklık sistemi bebeklerde henüz gelişmediğinden ve yaşlılarda baskılanmış olduğundan dolayı reaksiyon görülmeyebilir).
  • Bazı klinik durumlarda testlerin uygulanması sakıncalıdır (hamilelik, cilt semptomları ile seyreden vakalar, antihistaminik ilaçların kesilemediği durumlar).
  • Testlerin değerlendirilmesi sübjektiftir: sonuçlar uygulayan ve değerlendiren kişinin deneyimine göre farklılık gösterebilir.
  • Ticari olarak hazırlanan birçok alerjen ekstresinin gerçek içeriği ve dozu bilinmediği için uygulamalar sırasında aynı alerjen ile farklı sonuçlar oluşabilir ve objektif değerlendirme gerçekleşemez.
  • Alerjen preparatların gücü zamanla, dilüsyonla ve artmış ısıya maruz kalmakla azalabilir, bakteriyel kontaminasyon görülebilir.
  • Nadir de olsa yaygın lokal reaksiyon, sistemik semptomlar, bazen de ölümle sonuçlanabilecek ciddi anafilaksi gibi yan etkiler görülebilir.

Alerji ve kan testleri

Birçok bilimsel çalışmaya göre anamnez ve laboratuvar testlerinin birlikte değerlendirilmesi alerjik hastalıklarda en yüksek tanısal değere sahiptir.

A- Alerjik Enflamasyon Parametreleri:

Eozinofil Sayısı

-Kronik alerjik enflamasyonda kanda, solunum yolları mukozasında ve bronşiyallavaj sıvısında artmıştır.

Eozinofil Katyonik Protein (ECP)

  • Kronik alerjik enflamasyonda eosinofil aktivasyonu sonucu eozinofil granüllerinden bazı proteinler salınır: ECP, Eozinofil Protein X (EPX) v.s.
  • ECP sitotoksik aktiviteye sahip olduğu için doku hasarına neden olur.
  • Serum ECP seviyesi, alerjik hastalıklarda oluşan enflamatuar reaksiyonun şiddetini gösterir.
  • Ciddi alerjik hastalıkların seyrinin ve tedavinin takip edilmesinde kullanılır.

B- Alerjik Duyarlılık Parametreleri:

Total IgE

Genel alerji tanısında % 60 duyarlılık ve özgüllükle yaygın olarak tarama amaçlı kullanılmaktadır. Total IgE ölçümünün oldukça yararlı olabileceği klinik kullanımlar şunlardır:

  • Yeni doğanlarda alerji eğilimini tahmin etmek.
  • “Alerjen yükünü” tahmin etmek: daha yüksek total IgE daha geniş alenen çeşidi ve hastanın bunlara daha duyarlı olma durumları söz konusudur.
  • Diğer deri ve serum testlerini, hikaye ve klinik bulguları desteklemek.

Total IgE ölçümünün bazı dezavantajları vardır:

  • Bazı alerjik bulgular (dermatit) başka bulgulara nazaran (konjonktivit, rinit) daha fazla total IgE yüksekliğine neden olur. Genel olarak semptomların varlığı veya şiddeti ile serum total IgE seviyeleri arasında korelasyon saptanmamıştır.
  • Parazit hastalıklarının varlığı total IgE seviyelerini yükselteceği için gerçek aleni tanısını zorlaştırabilir.

Son yıllarda serum alerji testlerinin gelişmesiyle önceleri alerji tanısında klasik “termometre” görevini gören total IgE testi, alerji taraması için kullanılan daha spesifik serum testlerine yerini bırakmaktadır.

Alerjen Spesifik IgE

  1. Alerjen Spesifik IgE Karışım Tarama Testleri

-Sık rastlanılan alerjenlerin gruplandırılması ile oluşturulmuşlardır.
-Potansiyel alerjen listesini daraltmak için kullanılırlar.
-Az miktarda alınan venöz kan yeterlidir.
-Sonuçlar aynı gün içerisinde negatif veya pozitif olarak rapor edilir.
-Pozitif sonuç durumunda karışım içinde bulunan her bir spesifik alenen araştırılmalıdır, negatif sonuç ise sadece bu karışım içinde bulunan spesifik alerjenlere karşı reaksiyon olmadığını gösterir.

  1. Alerjen Spesifik IgE Testleri

-Alerjik reaksiyona neden olan muhtemel spesifik alerjen tespit edilir;
-Çok geniş alerjen grubunu kapsarlar.
-Az miktarda alınan venöz kan yeterlidir.
-Hormonal değişimlerden etkilenmezler.
-Genel olarak semptomların varlığı veya şiddeti ile serum spesifik IgE seviyelerinin, total IgE seviyelerine göre özellikle ani tip alerjik reaksiyonlarda daha iyi korelasyon gösterdikleri saptanmıştır.

  1. Alerjen Spesifik IgE Ölçüm Metodları

-Alerjen spesifik IgE, farklı işaretleyiciler kullanılarak (enzim, radyoaktivite, floresan veya lüminesan), immünometrik yöntem ile tespit edilir.
-Alerjen spesifik IgE ölçümü için kullanılan yöntemin duyarlılığı ve özgüllüğü, sonuçları değerlendirmede büyük önem taşır. Pharmacia Diagnostics AB (Uppsala, Sweden) tarafından geliştirilen UniCAP® cihazı (Floroenzim Immümoassay, FEIA) kullanarak analiz edilen alerjen spesifik IgE testlerinin duyarlılığı %86-88, özgüllüğü %94 ve verimliliği %91 olarak tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, immünoassay metodları arasında PRICK testleri ile en yüksek korelasyona sahiptir.

Alerji uyarı testleri

Uyarı testleri alerjik hastalıkların tanısında altın standardı oluştururlar.

-Nazal provokasyon testi.
-Çift kör, plasebo kontrollü gıda uyarı testi.
-Diğer provokasyon testleri (haşere zehiri, lateks, v.s.).

Alerji hastalarının dikkat etmesi gerekenler ve alerji nasıl geçer

Küfler (mantarlar) ve ev tozu akarları nemli or­tamlarda kolayca ürediklerinden, eviniz güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalıdır.

Odanızda toz tutulmasına neden olabilecek fazla eşya bulundurmayınız. Yün ve kuş tüyü ile doldurulmuş minder, yastık, yorgan ve yatakları kesinlikle kullanmayınız. Battaniyelere çift nevresim kılıf geçiriniz. Temizlik sırasında hasta odada bulunmamalıdır. Sadece hastanın yanında değil, evin hiçbir yerin­de sigara içmeyiniz. Yatak odasında süs bitkisi bulundurmayınız. Çamaşır suyu ve yağlı boya kokusu olan yerler­den hemen uzaklaşınız. Parfüm, oda ve saç spreylerini, sprey deodorant­larını kullanmayınız. Boyalı ve katkı maddeli gıdaların yakınmalarınızı arttırabileceğini unutmayınız. Grip, sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında yakınmalarınız artabileceğinden, önce­den tedbirinizi alınız.